29 Ocak 2012 Pazar

Sayın Arda Mevlütoğlu'nun IDEF 2011 izlenimleri-1


IDEF 2011 İzlenimleri - 1

10. Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı IDEF 2011, 10 – 13 Mayıs tarihleri arasında İstanbul Beylikdüzü’ndeki TÜYAP Kongre ve Fuar Merkezi’nde gerçekleştirildi. İlki 1987 yılında düzenlenen IDEF’e bu sene  toplam 49 ülkeden 633 firma katıldı. Fuarda 70 ülke, 89 delegasyon ile temsil edildi; bu delegasyonların içinde 27 bakan, on bakan yardımcısı, dört genelkurmay başkanı, yedi genelkurmay başkan yardımcısı, iki kuvvet komutanı ve 11 müsteşar yer aldı.

Bu sene IDEF, İstanbul’da ikinci kez düzenlendi; ilki 2009’da idi. İstanbul’a alınması deniz sistemlerinin sergilenmesi açısından avantaj sağlamış görünüyor. Ancak fuar alanının, Beylikdüzü gibi İstanbul şehir merkezine son derece uzak ve özellikle Metrobüs hat çalışması nedeniyle trafiğin sorunlu bir bölgesinde yer alması, ulaşım açısından sorunlar doğurdu. Önceki senelerde Etimesgut Türkkuşu tesislerinde düzenlenen IDEF’lerde özellikle helikopterler gösteri uçuşları yapabiliyordu; IDEF 99’da birbiri ardına etkileyici gösteriler icra eden Kamov Ka-50 ve Boeing AH-64’ün hareketleri hala gözümün önündedir.

IDEF 2011’te kara ve hava sistemleri ağırlıkta idi; bir önceki IDEF’te ise daha ziyade deniz sistemleri odakta idi. Bunda, deniz kuvvetlerine yönelik çok sayıda büyük projenin sözleşmesinin verildiği ya da sözleşme görüşmelerinin devam etmesi kadar Türk Hava Kuvvetleri’nin 100. yılının kutlanıyor olmasının da etkisi olsa gerek.

Fuar, esas olarak Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ihtiyaçları ve Türkiye’nin gündemindeki projelere odaklanmış durumda. Yabancı katılımcıların sergiledikleri sistemler için yaptıkları tercihler de bu paralelde oldu. Katılımcıların sayı ve çeşitliliği aynı zamanda Türkiye’nin savunma sanayiindeki gidişat ve uluslararası ilişkilerinin de yansıması durumunda. Söz gelimi IDEF 2005’te, dönemin durum ve koşullarına uygun şekilde İsrailli firmaların yoğun katılımı söz konusuyken bu seneki fuarda ülke sadece iki adet orta ölçekli teknoloji firması ile temsil edildi. Benzer şekilde 2005 ve 2007 fuarlarında artan bir Çin katılımı mevcuttu; IDEF 2011’de ise sadece dört Çinli firma stand açmıştı. Öte yandan İsveç, Pakistan ve Güney Afrika’nın artan katılımları, Fransa’nın son derece cılız varlığı dikkat çekti.

Fuarın genel olarak bir başka dikkat çekici özelliği, güvenlik ve organizasyonun kepazelik seviyesinde kötü olması idi. Fuara girişler, organizasyon şirketinin güvenlik elemanlarının yaklaşım ve tavırları son derece sakil ve ciddiyetten uzak idi. Fuara girişin nasıl olacağına dair bilgi almak için fuar arefesinde düzenleyici şirket TÜYAP’ı aradığımda üç farklı kişiden üç farklı bilgi aldığım gibi (“fuara giriş sadece TSK personeline açıktır”, “fuara davetiye olmadan giriş mümkün değildir”, “fuara ya davetiye ile ya da kartvizitle giriş mümkündür”, normalde protokol ve basın kartı olmayanlara kapalı olan ilk gün, kartvizitimi göstererek, hiçbir sorun olmadan içeri girebildim. Dahası, savunma editörü olduğum AskerHaber.com sitesi aracılığı ile basın mensubu kadrosundan adım bildirilmiş olmasına rağmen, TÜYAP’ın işgüzarlığı nedeniyle fuara sadece Genelkurmay’dan akredite basın mensupları içeri alındı. Ve ilk gün, Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanı, Savunma Sanayii Müsteşarı gibi çok sayıda devlet erkânının fuarı gezdiği ilk gün tüm giriş işlemleri, panikle karışık paspal bir acelecilikle ve büyük bir acemilikle yapıldı. Aynı firmadan aynı isimle fuarı gezen üç farklı kişi vardı ilk gün, bu paspallığı tarif edecek öte örnek bulamıyorum.

Dört gün süren fuarı her ayrıntısı ve öne çıkan yönleri ile aktarmak kolay değil. Ancak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki IDEF 2011, şimdiye kadar gezdiğim IDEF’ler arasında en dolusu ve en başarılısı idi. Fuarı gezerken elimden geldiğince not tutmaya ve fotograf çekmeye çalıştım. Mönch Grubu’nun yayınladığı Show Daily’ler de fuarı takip etmek için faydalı bir kaynak oldu.

(Fuarda çektiğim fotografları paylaştığım galeriye https://picasaweb.google.com/100656503623824807062/IDEF2011# adresinden ulaşabilirsiniz)


ASELSAN

IDEF’lerde gelenekselleştiği üzere ASELSAN her zamaki gibi en büyük stand alanına ve en geniş ürün yelpazesine sahip firma idi. Dünya çapındaki en büyük 100 savunma sanayii şirketi listesinde yer alan ASELSAN, yaklaşık 1,800 metrekarelik stand alanında, hava, kara, deniz, uzay ve C4ISR alanlarına yönelik çeşitli sistem ve çözümleri sergiledi.

Yeni sonuçlanan Genel Maksat Helikopteri (GMH) ihalesi ile deniz sistemleri, ASELSAN standının öne çıkan unsurları idi. ASELSAN, üretilecek T-70 helikopterinde kullanılacak öz savunma ve elektronik harp sistemlerini bir maket üzerinde sergiledi. Maketin üzerinde radar frekans karıştırıcı (Radar Frequency Jammer; RFJ), radar ikaz alıcısı (Radar Warning Receiver; RWR), lazer ikaz alıcısı (Laser Warning Receiver; LWR), füze ikaz sistemi (Missile Warning System; MWS), merkezî kontrol birimi ile karşı tedbir salıcı sistem (Counter Measures Dispensing System; CMDS) bulunuyordu. S-70, bu sistemlerin ilavesi ile öyle bir görünüme kavuşmuştu ki, deyim yerindeyse helikoptere bir helikopter daha ilave edilmiş gibiydi. Bilhassa RFJ’nin ve son derece kuvvetli yön kestirim kabiliyetine sahip sistemlerin varlığı, sergilenen maketin, Genelkurmay Elektronik Sistemler (GES) Komutanlığı için tedarik edilecek T-70 türevine ait olduğu izlenimini doğurdu. Tüm bu sistemlerin ağırlık, güç ve soğutma gereksinimlerinin, helikopterin uçuş performansının etkilenmeden nasıl karşılandığını açıkçası merak ediyorum.

ASELSAN standında, deniz uygulamalarına yönelik olarak geliştirilen sistemler önemli yer kaplıyordu. Türk ve yabancı ülke donanmaları için halen seri üretimde olan STAMP (Stabilize Makinalı Tüfek) ve STOP (Stabilize Top) sistemleri ile 7.62mm GAU-19 monteli STAMP-G’ye ilaveten 2 x ikili UMTAS ile donatılmış lançer ve Thales üretimi Lightweight Multirole Missile (LMM) füzenin taşındığı stabilize lançer dikkat çekti. ASELSAN ayrıca ROKETSAN’ın geliştirdiği ve Dearsan üretimi Tuzla sınıfı yeni tip karakol botları ile birlikte Türk Deniz Kuvvetleri (TDzKK) envanterine giren Denizaltı Savunma Harbi (DSH) roketi lançerini de ziyaretçilerin ilgisine sundu. Tüm lançer sistemleri, ASELSAN tarafından geliştirilen komuta kontrol konsolları tarafından idare ediliyor; STAMP / STOP serisi, müşterek konsol yapısına sahip; DSH roketi ise, yine bu sistem için geliştirilen bir konsol tarafından idare ediliyor. Sistem roketlerin patlayacağı derinlik, fırlatma açısı, lançer durumu gibi parametrelerin takibine izin veriyor.

Her iki kolda ikişer adet UMTAS ile donatılmış tarete açıkçası şüphe ile yaklaşıyorum. Bu sistem özellikle yüksek hızlı hücumbot ve benzeri botlar için teklif edilmekte. Fırlatıcıdaki füzeler, bu tür teknelerin yüksek sürati, dalga, makina titreşimi ve benzeri daimi yükler ile deniz ortamının yoğun yıpratıcı etkisine, burun kısımları hariç tamamen açık durumda. Füzelerin burunlarındaki sensör bölümü, açılır kapanır takke şeklinde yaylı bir kapak ile korunuyor ancak geri kalan tüm aksam açık. Tüp şeklinde bir tasarım olmadan başarılı olabileceğini, bir amatör gözlemci olarak, düşünmüyorum.

Öte yandan Thales üretimi LMM füzesini taşıyan stabilize fırlatıcı sistem ilginçti. Bu füzeye uluslararası ilgi giderek artıyor ve fuarda LMM bazlı bir çözüm sergileyen tek firma ASELSAN değildi. Dolayısıyla artan bir rekabetten söz edilebilir.

Stabilize taretlere ilaveten ASELSAN’ın savaş gemilerine yönelik çözümleri arasında AMICOS, ARES-2N ile karşı tedbir sistemleri dikkat çekti. Asimetrik tehditlere karşı entegre komuta – kontrol, sensör ve silah sistemi çözümü olan Kangal bünyesindeki operatör konsolları ve muhabere çözümleri sergilendi.

Halihazırda TDzKK envanterindeki Doğan sınıfı hücumbotlarda ve MilGem projesinin prototip gemisi TCG F511 Heybeliada’da bulunan ARES-2N elektronik destek sistemi (Electronic Support System; ESM), aynı zamanda denizaltılar için geliştirilen ESM sistemine altlık teşkil etmiş. Bu sistemin, Ay sınıfı modernizasyon ve Tip 214TN yeni tip AIP denizaltı projelerinde kullanılması beklenebilir. İlaveten standın bir başka köşesinde de Milli Deniz Elektronik Harp Süiti kapsamındaki elektronik karşı tedbir (Electronic Counter Measure; ECM) sistemi göndermeç birimleri teşhir ediliyordu. Buradan anlaşılıyor ki ASELSAN, suüstü ve sualtı gemileri için tümleşik bir elektronik harp sistem ailesini geliştirmiş ve ürün haline getirmiş durumda. TDzKK muharip platformlarında halen RAPIDS, Cutlass ESM, RAMSES ve Scorpion ECM ile AN/SLQ-32 ESM/ECM sistemleri bulunuyor. Yakın gelecekte gündeme gelecek Yavuz sınıfı firkateyn yarı ömür modernizasyonu projesinde ASELSAN ürünü ARES-2N ile ECM süitinin kullanılmasını da bekleyebiliriz.

ASELSAN’ın deniz çözümleri sadece elektronik harp ile sınırlı değildi. Hızır ve Zoka adı verilen sistemler ile torpido karşı tedbir çözümleri sergileniyordu.

Zoka, uzunluğuna göre dört farklı boyda tasarlanan bir akustik karıştırıcı sistem. 50cm, 80cm ve 100cm’lik türevleri denizaltılar için; yaklaşık 120cm’lik türevi ise suüstü gemiler için geliştirilmiş. Denizaltı türevleri, mukavim tekne ile GRP dış kabuk arasına gömülen ve Zargana adı verilen iki sıra dörtlü fırlatıcı tüp sisteminde, suüstü türevi ise görsel olarak Heybeliada’da kullanılan Ultra ürünü Sea Sentor fırlatıcısına benzeyen, Hızır isimli pnömatik sekizli lançer içinde taşınıyor.

Bir diğer karşı tedbir / tespit sistemi olan Hızır ise, aslında adını hakedecek biçimde Hızır gibi yetişmiş durumda. Zira TDzKK’nin faz dizinli tespit sistemi konusunda büyük zafiyeti bulunmakta. Geminin kıç bölgesinden 500m geriye salınan ve düz bir hat boyunca dizilmiş hassas almaçlardan müteşekkil Hızır, gemiye yönelmiş torpido tehdidini çok uzun mesafelerden tespit edebiliyor. Özel tasarlanmış bir makara sisteminde saklanıp salınan Hızır’ın test videoları gösterilmekteydi.

(Bu arada sanırım ASELSAN’ın isimlendirmesinde bir sorun var. Zira “Hızır” ismi hem Zoka’nın suüstü gemilerde kullanılan versiyonunun fırlatıcı tüpü hem de torpido tespit dizin sistemi için tercih edilmiş)

Deniz çözümleri arasında dikkati ayrıca Serdar sahil gözetleme ve Alper gemi radarları çekti. Serdar özellikle kıyı savunması ve hedef tespit / teşhisine yönelik geliştirilmiş, 400MHz bandında bir LPI (Low Probabilty of Intercept) radarı. Alper ise ilk olarak Heybeliada’ya takılmış bir gemi LPI radarı; X bandında çalışıyor ve suüst ve alçak uçan hava hedeflerini tespit edebiliyor.

Ancak ASELSAN standının kuşkusuz yıldızı, Leopard 2A4 modernizasyon çözümü olan Leopard 2NG (Next Generation) idi.

Daha önce ilk olarak bilgisayar grafiği ile hazırlanmış videosu, sonra da IDEF’ten kısa süre önce iki fotografı ile kamuoyuna sunulan Leopard 2NG büyük sükse yarattı. Harici zırh kitleri Alman IBD firması ile birlikte tasarlanıp üretilen tankın tüm komuta – kontrol ve haberleşme sistemi ASELSAN ürünü çözümlerle değiştirilmiş, tarete elektrik takat sistemi takılmış, yine ASELSAN tarafından geliştirilen SARP (Stabilized Advanced Remote Platform) uzaktan kumandalı makinalı tüfek istasyonu takılmış. Sonuçta ortaya, modern ana muharebe tankları ile rahatlıkla boy ölçüşebilecek, son derece gelişmiş komuta, kontrol ve muhabere sistemlerine sahip, tamamiyle özgün bir modernizasyon çözümü çıkmış. ASELSAN’ın bu çözümün ihracatı için bazı potansiyel müşterilerle görüşmeleri sürdürdüğünü memnuniyetle öğrendim.

Leopard 2NG aynı zamanda Altay milli ana muharebe tankı projesi için bir nevi rüşd ispatlama (proof-of-concept) aşamasıni teşkil ediyor. Zira ASELSAN bu proje ile kazandığı birikim, teknoloji ve imkânları Altay projesine aktararak projedeki geliştirme risklerini indirme şansına sahip.

(Leopard 2NG ile ilgili bir inceleme yazısını ayrıca kaleme almaya çalışacağım)

ASELSAN’ın hedef tespit, teşhis ve seyrüsefer sistemleri arasında dikkat çekenler ASELPOD hedefleme ve seyrüsefer sistemi, ASELFLIR sensör sistemi ailesi ile personel ve silah görüş sistemleri idi.

26.06.2006 tarihinde imzalanan $51.5 milyon tutarındaki sözleşme ile geliştirilen ASELPOD’un, THvKK envanterindeki F-4E 2020 ve F-16 uçaklarına entegre edilmesi planlanıyor. Üçüncü nesil kızılaltı (Infrared; IR) kamera, yüksek çözünürlüklü gündüz kamera, çift band lazer mesafe bulucu ve hedef işaretleyici gibi altsistemlerden oluşan ASELPOD’un testlerine halen F-4E 2020’ler üzerinde devam ediliyor.

ASELSAN, lisans altında ürettiği ASELFLIR-200T ile kazandığı teknoloji ve bilgi birikimini ileri taşıyarak önce ASELFLIR-300T ve ardından ASELFLIR-135 ve ASELFLIR-235’e taşımış. ASELFLIR-300T’yi taşıyan platformlar arasında T-129, Gözcü 1 Heron ve Anka bulunuyor.

Taktik İHA’lar ile MRTP ve benzeri küçük hücumbotlar için geliştirilen ASELFLIR-135, yüksek çözünürlüklü üçüncü nesil IR ve gündüz kamerasına sahip sistemde lazer pointer de bulunuyor; bu özellikle bu boyuttaki (yaklaşık bir yumruk kadar) bir sistem için dikkat çekici bir ayrıntı. ASELFLIR-200’ün bir üst modeli olan ASELFLIR-235’de termal ve gündüz kameralar ile lazer mesafe bulucu ve hedef işaretleyici bulunuyor.

135 ve 235 ile birlikte ayrıca “Mini Gimbal” isimli, mini İHA’lar için geliştirilmiş bir görüş sistemi de mevcuttu.

Bana göre ASELSAN standının ve hatta IDEF’in en önemli sistemlerinin başında SAR (Synthetic Aperture Radar; Yapay Açıklıklı Radar) gelmekte idi. Öncelikle Anka İHA için geliştirilen SAR radarının yanındaki ekranda, TAI’deki S-2 Tracker uçağına monte edilen ilk prototip SAR radarı ile alınan görüntüler sergileniyordu. Yaklaşık 1 yıl önce çekilen bu ilk görüntülerin bile kalitesi çok üst seviyede idi. Radarın geliştirme ve test faaliyetlerini müteakip 2012 Kasım civarında teslim edilmesi öngörülüyor. Takiben Anka’yı donatacak olan SAR, havadan keşif, gözlem ve istihbarat yeteneğinde muazzam bir sıçrama yaratacak kuşkusuz.

Sadece test görüntülerine yakından bakınca bile ASELSAN’ın SAR projesinde ne kadar büyük bir başarı kaydettiği açıkça görülüyor. Bu projedeki kazanımlar kuşkusuz benzer proje ve sistemler için de tecrübe ve daha önemlisi cesaret kazandıracaktır.


TAI

ASELSAN’dan sonra en büyük stand alanı, TAI’ninki idi ve başrolde de Anka insansız hava aracı (İHA) vardı.

TAI fuara 3 numaralı (seri numarası 11-003) Anka prototipini getirmişti. Halen test uçuşlarına devam edilen Anka projesinde, Aralık 2004’te imzalanan $62 milyon tutarındaki geliştirme sözleşmesine göre üç adet prototip üretilecek. İlk Anka prototipi ilk uçuşunu 30.12.2010 tarihinde gerçekleştirmişti.

155bg gücündeki Thielert motoru ile donatılan ve 24 saat havada kalma kabiliyetine sahip Anka’nın ilk modelleri, ASELSAN ASELFLIR-300T hedef tespit teşhis sistemini kullanacak. Akabinde yine ASELSAN’ın geliştirdiği SAR radarı ile donatılacak Anka’ların 2014 civarında hizmete girmesi planlanıyor.

TAI’nin sergilediği diğer İHA çözümleri arasında Sivrisinek rotorlu İHA (RİHA), Turna ve Şimşek hedef dronları bulunuyordu.

ABD’li Mosquito firmasının ürettiği Mosquito XE insanlı mini helikopteri üzerine geliştirilen Sivrisinek, ROKETSAN üretimi iki adet Cirit 2.75” lazer güdümlü roket ile silahlandırılmış, bir nevi konsept tasarım çalışması. Uçuş testlerine devam edilen Sivrisinek’in açık kaynaklarda azami kalkış ağırlığı 300kg ve havada kalış süresi de 1.5 saat olarak geçiyor. Daha önce kamuoyuna yansıyan fotograftakilerin aksine tamamen siyaha boyanan Sivrisinek’in kuyruk rotoru çevresine koruyucu muhafaza yerleştirilmiş. Fuarda sergilenenin daha önce fotografları yayınlanan RİHA mı olduğu yoksa (en az) ikinci bir prototipin de mi üretildiği bilgisini edinemedim.

TAI standında bunlardan başka dört adet kokpit maketi sergileniyordu. Bunlar: Hürkuş, F-16, C-130 Erciyes ve T-129 idi. TAI’nin halen geliştirme çalışmalarına devam ettiği Hürkuş’un ilk uçuşunu 2012 yılında gerçekleştirmesi planlanıyor.

IDEF’ten kısa süre önce sonuçlanan Genel Maksat Helikopteri (GMH) ihalesi, TAI başta olmak üzere çok sayıda havacılık şirketinin yüzünü güldürmüş durumda. Proje kapsamında TAI tüm gövde imalat ve entegrasyonundan, ASELSAN aviyonik sistemler ve görev bilgisayarının geliştirilmesinden, TEI, T700-GE-701D(-) motorunun tüm üretim, bakım, onarım ve entegrasyonundan, Alp Havacılık ise başta aktarma organı ve dişli kutusu olmak üzere tüm hareketli sistem ve aksamın üretiminden sorumlu olacak. İlk pakette 109 helikopter Türkiye’de üretilecek, DzKK ve Sahil Güvenlik Komutanlığı (SGK) ihtiyacı olan toplam 12 helikopter doğrudan Sikorsky’den satın alınacak. Uzun vadede Türkiye için üretilecek helikopter miktarının 300’e çıkabileceği ifade ediliyor. Sikorsky ayrıca Türkiye için üretilen her bir helikopter karşılığında Türkiye’den T-70 konfigürasyonunda bir helikopteri uluslararası piyasa için almayı ve Türkiye’nin kendi özgün milli hafif genel maksat helikopterini birlikte, teknoloji transferi ile geliştirmeyi taahhüt etmiş durumda. GMH projesi ile birlikte TEI, T700 motorunun tüm lisans haklarına sahip olacak; ayrıca Sikorsky tarihinde ilk kez transmisyon teknolojisini bir başka firmaya, Alp Havacılık’a aktarmış olacak.

Standda sergilenen Özel Kuvvetler Komutanlığı (ÖKK) S-70 Yarasa helikopterlerinde kullanılan kokpitin başında bilgi veren yetkili, ÖKK hizmetindeki toplam 10 helikopterden dördünün Yarasa modernizasyonunun ve teslimatların tamamlandığını, geri kalan helikopterler için daha kapsamlı ve özgün bir modernizasyonun gündemde olduğunu söyledi. Bilindiği gibi ÖKK, GMH projesi ile birlikte 11 adet T-70 teslim alacak.

T-129 kokpitinin yanında test pilotu Gökhan Korkmaztürk ile sohbet etme fırsatı yakaladım. Aktardıkları ilginçti.

Korkmaztürk, her iki ATAK ihale sürecinde de aday helikopterlerle deneme uçuşları gerçekleştirmiş. Her seferinde en beğendiği helikopter A-129 Mangusta olmuş, hatta ilk uçuşundan sonra helikopterle ilgili yorumu “bu helikopter Ferrari gibi” şeklindeymiş. AH-64 için ise “bu helikopterlerin okuduğumuz, bildiğimiz, en sık yaptıkları üç tip arıza vardır. Türkiye’ye testler için geldiler, 6 günde o üç arızayı da arka arkaya verip gittiler” dedi. İngiltere’nin ürettiği WAH-64’lerin büyük kısmının daha hangarda, ilk uçuşlarını gerçekleştirmeden uçak başına milyonlarca dolar harcanarak modernize edildiğini, bu helikopteri seçmemiz durumunda çok ağır mali ve teknik sorunlarla boğuşmamız gerekeceğini söyledi.

Bu arada T-129’u inceleyen bir Jandarma S-70 pilotu, ilginç görüş ve anektodlar aktardı.

Kendisi, S-70’ler ile çok sayıda operasyona katıldığını, tek motorlulardan ziyade özellikle AH-1W çift motorlu Super Cobra’ların koruyucu melekleri olduğunu söyledi. Kendisi adeta S-70'lere başka bir bağlı, bir de AH-1W'lara. Super Cobra’lar için, "Sayıları çok az, çok kıymetliler, yüksek rakımlarda ancak onlar uçabiliyor ama uçunca köpekler susuyor" dedi. Bir operasyonda 40 - 50 kişilik sürüyü üç tarafı uçurum bir bölgede kıstırmışlar. Super Cobra'lar gelince itler ateş edemiyor, zaten AH-1W'ler sürüyü tırpan gibi biçmiş. Kalan grubun 40 – 50m yakınına Sikorsky'lerle tim indiriyorlar, kalanları da o tim temizliyor.

Bir sortide pilotumuz transmisyonundan isabet alıyor, tüm yağı boşalıyor, Hakurk'tan Şemdinli üs bölgesine motorda yağ olmadan uçarak dönüyor (ki normalde de S-70’ler, transmisyonlarında yağ olmadan 30dakika uçacak şekilde üretilmişlerdir)

Başka bir sortide ise helikopterine 32 isabet aldığı olmuş. Meşhur RPG yiyip üsse dönen Sikorsky olayını da aktardı: Helikopter gövde altından roketi yiyor. Bir uzmanımız parçalanarak şehit oluyor ama hem şehidimiz hem de helikopter gövdesi, şokun büyük kısmını absorbe ettiği için üsse dönebiliyor. O helikopteri üsse döndüren pilotumuz maalesef geçen sene Tokat'taki kazada şehit düşüyor.

Öte yandan, S-70A-28D’ler ile mevcut olan ve T-129 ile T-70’ler ile birlikte iyice yaygınlaşacak “Glass Cockpit” (tamamen sayısal ekranlarla donatılmış “Cam Kokpit”) ile ilgili gayet makul ve anlaşılır çekinceleri var kendisinin: "Glass kokpit bir performans artışı getirmiyor bana, daha fazla asker indirmemi sağlamıyor, verilere daha iyi hakim olmamı sağlıyor, ben indirdiğim timin bütünlüğünün bozulmamasını isterim" diyor. "Hem bunlar çok pahalı aletler, bir isabet alsa gider, yedeği de olmayabilir" diyor; haksız da sayılmaz. Hoş öte tarafta ASELSAN'ın yeni geliştirdiği MFD'lerle )Multi Function Display; çok işlevli gösterge) bu çekincelere nasıl cevap verdiğini de görüyorsunuz. O zaman anlaşılıyor bizim çoğu zaman göz ucuyla dahi bakmadığımız ayrıntıların nasıl kanla, terle, didiş didişe işlendiğini.

Kahraman pilotumuz, gayet mütevazi, kimbilir anlatacak daha neleri varken kafasında ve gönlünde, kalabalığın içinde kaybolup gidiyor kahraman pilotumuz, bize ve stand görevlilerine nazikçe teşekkür ederek...


ROKETSAN

TAI’nin hemen yanında bulunan ROKETSAN standında her zamanki gibi TR serisi topçu roketleri ve bunlara ilaveten yeni geliştirilen Cirit, UMTAS ve OMTAS füzeleri bulunuyordu.

2.75” çapında, yarı aktif lazer güdümlü bir roket olan Cirit’in geliştirme ve test aşamaları tamamlanmış durumda. ROKETSAN fuar sırasında bu roketler için Cirit Akıllı Pod Sistemi (CAPS) adı verilen akıllı lançerin geliştirilmesi ve üretimi için TAI ile bir anlaşma imzaladı. Aynı zamanda uzun menzilli IIR (Imaging InfraRed) güdümlü UMTAS füzesi ile birlikte kullanılabilen akıllı lançer üzerinde sergilenen Cirit’in önümüzdeki sene Kara Kuvvetleri’nde (KKK) hizmete girmesi planlanıyor.

Üçayak monteli orta menzilli tanksavar füzesi olan OMTAS’ın ise modeli ve test atış görüntüleri paylaşılmaktaydı. Söz konusu sistemin zırhlı araçlara takılması  da gündemde.

ROKETSAN ayrıca, komuta – kontrol sistemi ve fırlatıcısı ASELSAN tarafından geliştirilen DSH roketini de sergiledi. Tuzla sınıfı karakol botlarında kullanılmaya başlanan bu roketlerin azami menzili yaklaşık 2,000m.


STM

Önceki fuarlarda olduğu gibi deniz sistemleri ağırlıklı bir standa sahip olan STM, LF2400 hafif firkateyn, C-1200 korvet, MBH1773 eğitim gemisi, SG80N karakol botu, Endurana ani müdahale botu, MOSHIP TR1 denizaltı kurtarma gemisi ile LPD-140 ve Levent doklu çıkarma gemisi tasarımlarının maketlerini sergiledi.

LF2400: 109.50m x 14.50m x 3.60m ölçülerindeki bu firkateyn tasarımı, MilGem ile büyük oranda benzerliğe sahip. Başlıca farklılıklar olarak yeniden tasarlanmış köprüüstü bölgesi ile bacanın hemen arkasına yerleştirilmiş VLS lançerler göze çarpıyor. 2,350t deplasmana sahip tasarımın azami sürati 28kt, menzili ise 5,000nm olarak verilmiş. 10t sınıfındaki bir helikopteri barındırabilen ve 95 mürettebatlı gemi, yurtdışındaki potansiyel bir müşteri için tasarlanmış. Geminin silah donanımı olarak maket üzerinde 76mm/62 baş top, iki adet dörtlü gemisavar füze, 12 adet VLS (Vertical Launching System; dikey fırlatma sistemi), torpido tüpleri için yuva, iki adet uzaktan kumandalı silah istasyonu ile RIM-116 RAM nokta savunma füze sistemi görülüyor. Baca düzeninden geminin CODAD (Combined Diesel and Diesel; tümleşik dizel ve dizel) tahrik sistemine sahip olduğu izlenimini edindim.

C-1200: 78.00m x 12.00m x 3.00m ölçülerinde hafif bir korvet tasarımı olan C-1200, 1,200t deplasmana ve 27kt azami hıza sahip. 57 kişilik mürettebata sahip olan gemide, 10t sınıfı helikopterler için uygun bir pist bulunuyor. İki adet atış kontrol radarı ve bir adet 3D radar ile donatılmış görünen korvetin maketinde silah sistemleri olarak 76mm/62 baş top, iki adet dörtlü gemisavar füze ile iki adet uzaktan kumandalı silah istasyonu bulunuyor. İlk bakışta geminin arka kısmındaki yapı, 10t helikopteri içine alacak kadar geniş görülüyor ancak maket üzerinde herhangi bir hangar kapağı mevcut değildi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder